Türkiye’nin Sessiz Kenti: Sığacık

Bir yer düşünün, etrafı tarihi surlarla çevrili bir kalenin içinde gizli…

Bir yer düşünün, küçük, sakin bir koyun etrafına yayılmış inci gibi saf ve temiz …

Bir yer düşünün, hayatın yavaş, huzurlu ve dingin aktığı…

Bir yer düşünün, doğayla barışık ve daima genç…

Burası Sığacık.

Seyahat, İzmir, sığacık

Tam da anlattığım gibi şanına yakışır derecede mükemmel bir yer Sığacık. İnsanın görünce ayrılamayacağı, ayrılsa da unutamayıp tekrar geleceği, muhtemelen emekli olup yerleşme planı yapacağı sahil kasabası.

İzmir’in Seferihisar ilçesinin bir mahallesi haline gelmiş Sığacık kasabası. Mahalle diyorum; ama Seferihisar’ın içinde şehirleşmiş bir yer değil. İzmir’den Çeşme otobanıyla 45 dakikada ulaşabilirsiniz. Kasabaya girer girmez şehir merkezini gezmek yerine; önce Teos’a gitmeyi tercih ettik. Zira Teos’u görmeden Sığacık anlaşılamaz. Teos’a giderken adına münhasır Halil Ağa gevreğini alarak yola devam ettik. Zira Teos gezisi aç karnına baş edilecek bir etap değil.

Teos antik şehri, Sığacık’ın biraz dışında kalıyor. M.Ö. 1000’lere dayanan geçmişinde Perslerin, Lidyalıların ve Roma İmparatorluğunun yönetimi altında kalmış. Bölgede önemli bir ticaret merkezi olması, onu, gözde bir kent haline getirmiş, bu da uğruna pek çok savaşın yapılmasına neden olmuş. Oldukça geniş bir alana kurulu olan Teos, içinde dünyanın en büyük tapınağı olan şarap tanrısı Dionysos’un Tapınağına ev sahipliği yapar. Mitolojide Dionysos’un memleketi olarak da bilinir. Teos, genel itibariyle oldukça harap olmuş tarihi yapıları ve kale surlarıyla yine de görülmeye değer. İçinde agora, şehir meclisi olarak da adlandırılan akropol ve bir de anfi tiyatrosu bulunuyor. Teos’ta gezerken tarihi dokuyu hissetmenin de ötesinde, yürüdüğünüz asırlık ağaçlarla kaplı patika yollara, dize kadar otların içinde papatya ve yabani çiçekleri toplamaya, limon ağaçlarının o enfes kokularıyla sarhoş olmaya hazır olun. Çünkü burası modern dünyanın içinde saklı bir bahçe olsa gerek. Agoradan anfi tiyatroya giderken patikanın kenarlarındaki otların arasından küçük yeşil bir yılan çıkarsa şaşırmayın 🙂 İşte burası o kadar yeşil ve güzel.

Seyahat, İzmir, sığacık, antik, tepsi

Teos’ta yorucu bir doğa yürüyüşünün ardından, şehir merkezine girmeden Teos Park Restoran’a uğramak isterseniz, size önerebileceğim spesiyal, Girit usulü köfte olacak. Bu köftenin diğer köftelerden farkı ne diyeceksiniz; söyleyeyim, içine yumurta, bolca kimyon ve alabildiğince un koyuyorlar. Sık dokulu; ama nefis bir köfte bu. Yanında da taze soğanlı yeşil salata iyi gidiyor, tavsiye ederim. Sığacık koyuna nazır manzarasıyla da yemek ayrı bir keyif halini alıyor.

Seyahat, İzmir, sığacık, sokak

Yemeğimizi yedikten sonra Sığacık merkeze indik. Oldukça küçük bir yer olduğu için arabamızı hemen şehir girişine park edip, yürüdük. Şehir merkezi, oldukça temiz, düzenli ve sakin. İnsanın hep özlediği o huzurlu hayatı işte burası vaadediyor. Şehrin merkezinde Teos Marina yer alıyor. Göz alabildiğine her yer pahalı teknelerle dolu. Marina çevresindeki nezih kafelerde çay-kahve keyfi yapabilirsiniz.

Sığacık Kalesi ise şehir merkezini çepeçevre dolaşıyor. Kale kapılarından birinden girdiğinizde kale içinde turlayıp, merkezin bambaşka bir ucundan çıkabilirsiniz. Sığacık Kalesi, Selçuklular zamanında yapılmıştır. Osmanlı’nın yükseliş döneminde ise denizcilik üssü olarak kullanılmış. Kalenin doğu ucunda Kuşadası, batı ucunda Seferihisar, kuzey ucunda ise Ayasalık kapısı bulunur. Kalenin içinde dolaşırken, kendimizi Sığacık limanında bulduk. Ama asıl kale içini cazip kılan pazar günleri burada kurulan Organik Pazar tabii ki. Aklınıza gelebilecek her türlü ot, taze meyve ve sebzeler burada, tabii mevsiminde. Ayrıca yerli halkın ürettiği peynir, yoğurt ve tereyağları da enfes. Kadınların yaptıkları nefis yaprak sarmaları, otlu börek ve mezeleri tatmadan sakın pazardan ayrılmayın, üzülürsünüz. Buram buram Ege kokuyor. Ellerimiz kollarımız öylesine doldu ki, kendimizi arabaya zor attık. Ama almadan edemedik 🙂

Seyahat, İzmir, sığacık, pazar

Pazar yerinin yukarısında ufacık bir alışveriş merkezi bulduk. Birkaç dükkandan ibaret bu yer, el işi ürünleri bulabileceğiniz, el yapımı takılar alabileceğiniz bir yer. Özellikle hasır örme kolyeler, bileklikler çok dikkat çekici. Bunların yanında beni en çok cezbeden ise, gerçek taşlardan yapılmış kolye, küpe, anahtarlık ve bileklikler oldu. Tanesi 5-10 liradan başlayan hediyelik küpe, kolye ve bilekliklerden eşe dosta dağıtmak için bir torba dolusu aldık. Bu kadar güzel takıları bu derece ucuza bulmak bizde şok etkisi yarattı belli ki. Turistik bir yere göre fiyatların uygunluğu ayrıca memnun edici. Cüzdanımızı rahatlatan bu alışverişten sonra kendimizi dondurmacıda bulduk. İncirli, damla sakızlı dondurmalarımızı afiyetle yerken Sığacık’ın ara sokaklarına daldık.

Sığacık’ın ara sokaklarında gezerken sağa sola bakmadan, o küçük, beyaz boyalı, çiçekli evleri uzun uzun seyretmeden geçemezsiniz. Pek çoğu artık pansiyon ve restoran olan bu eski evler, kim bilir ne hatıralar saklıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Evlerin önünde oturup fiskos yapan teyzeler, amcalar da eski ege kültürünü yaşatıyor. Bu arada gördüğüm bir satılık ev ilanını arayıp şehir merkezindeki bu şirin evlerin piyasasını öğrenmek istedim. Ama duyduklarım beni dehşete düşürdü. Üzerinde sit kararı olan bu evlerden iki katlı 80 m² bir ev 900.000 TL’ye satılıyormuş. Bu bilgi, Sığacık’a bakış açımı tamamen değiştirdi. Yıllar sonra umarım Alaçatı ve Bodrum gibi bir yer haline gelmez.

Yaz aylarına yaklaşmış olunca ve Sığacık’a gelmişken denizin ve güneşin de keyfini çıkarmak ister insan. Bu konuda da size iki önerim var. Biri Akkum Plajı. Burası Sığacık’a 3 km uzaklıkta mavi bayraklı bir denize sahip. Doğal bir plaj olması onu eşsiz kılıyor. Her ne kadar beach clublarla parsellenmiş olsa da ilk tercihimiz yine burası. İkincisi ise Ekmeksiz Plajı. Burası da mavi bayraklı ve oldukça güzel bir plaj. Ayrıca piknik yapılacak alan da bu plajda mevcut. Eğer “ben beach club istemem, halk plajı bana yeter” diyorsanız, tavsiye edebileceğim 3 tane temiz halk plajı var. Bunlar biraz şehir merkezine uzak; birbirinden farklı noktalarda bulunuyor. Biri Akarca Halk Plajı, diğeri Gemisuyu Halk Plajı, ötekisi ise bir sitenin kıyısında bulunduğu Güneşlikent Halk Plajı. Buralar da temiz ve düzenli, bildiğiniz halk plajlarından nispeten iyi durumdalar. Seferihisar Belediyesi’ni bu anlamda takdir etmemek elde değil. Tüm plajlarda tuvalet, duş ve soyunma kabini mevcut.

Denizden ve güneşten nasibimizi aldıktan sonra, havanın da yavaştan kararması ile yapmadığımız tek bir şey kaldığı kanaatine vardık. Artık Sığacık limanına nazır bir yerde rakı balık keyfi yapmanın zamanıdır dedik ve son durağımız olan Milos Rum Meyhanesi’ne oturduk. Meydanda tamamen salaş, ahşap masa ve sandalyeleri ile bakımsız gibi görünen bu yer bence Sığacık’taki en lezzetli mezeleri bulabileceğiniz adres. Aklınıza gelebilecek tüm Girit mezeleri özellikle deniz börülcesi muhteşem. Karışık deniz mahsulleri salatası da gerçekten başarılı. Biz mevsimi de olduğundan balıklardan tekir yemeyi tercih ettik. Fiyatlar ortalama düzeyde diyebilirim. Turistik bir merkeze göre ise oldukça makul. Hizmet de yemekler de ortam da tam anlamıyla insanı dinlendiren fasıl eşliğinde keyiflendiren türden. Şiddetle tavsiye edilir.

Sığacık’a Kasım ayında gitmek isterseniz, mutlaka Mandalina Festivali’ne denk getirmenizi tavsiye ederim. Seferihisar’ın kendine özgü kokulu mandalinasından bol bol yemek, ünlü şarkıcıların konserlerine ve sanat gösterilerine seyirci olmak hoşunuza gidebilir.

Sığacık hakkında anlatılabileceklerim tamamı elbette bu kadar değil; ama herkesin Sığacık hakkında bahsedecek çok şey bulabileceği açık. Zamanın durduğu bir yer burası. Bunu kim istemez ki dostlar…