“Getir” dedim…
“Kahveyi koy önüme…”
“Damla sakızlı olsun…”
“Yanında da sigara…”
Arkamda kalesi Bozcaada’nın…
Sırtımı..
Sanki onun burçlarına dayadım…

seyahat, bozcaada, manzara

Ne güzel demiş şair, Bozcaada’nın huzurunu ne güzel anlatmış değil mi! Bu defa sizi yalın bir doğanın, bakir bir yerine götürüyorum, Bozcaada’ya gidiyoruz…

Çanakkale’den Bozcaada’ya geçmek için Geyikli’den feribota binmek, denize nazır keyifli bir yolculukla, sizi, yaşayacağınız huzur dolu tatile hazırlıyor.. Feribotun yanaştığı iskele, adanın merkezi olan Bozcaada. Bozcaada’nın bir özelliği de köyü olmayan tek ilçemiz olmasıymış, bunu da internetten yaptığım ufak araştırmada öğrendim, hayli ilginç 🙂 Ada, değişime uğramamış, eskide kalmış gibi. Sokakları geçmişi yad ediyor adeta. Şimdilerde özelliğini yitirmiş olsa da ilçe merkezinden geçen dere, Rum ve Türk Mahallesi olarak ilçeyi ikiye ayırmış. İlçe halkından dinlediğiniz bu hikaye şimdilerde tuhaf gelse de sokakların mimari yapısı, evlerin bakımlı hangi tarafta olduğunuzu gösteriyor. Rum mahallesi daha bakımlı ve renkli iken Türk mahallesi maalesef daha az ilgi çekiyor. Birbirini dik kesen, düzenli sıralanmış sokaklar, çiçekli evler neşe veriyor insana.

Eğer Ege kültürünü seviyor ve doyasıya yaşamak istiyorsanız Bozcaada doğru adres. İskeleden çıkar çıkmaz sapın bir ara sokağa ve tekrar tekrar dönün köşeleri. Her köşe dönüşü sizi şaşırtacak ve içine içine alacak Bozcaada. Rum mahallesinde en dikkat çeken nokta içindeki kilise ve saat kulesi. Eskiden çevresinde kır kahveleri, tavernalar ve Rum meyhaneleri görebileceğiniz bu noktada, artık, turizm adına görebileceğiniz en nezih restoranlar, kafeler ve hediyelik eşya dükkanları var. Bakımlı denebilecek, küçük ama gösterişli yapılar. Zaten adanın bütününde öyle ihtişamlı tarihi eserler görmeyi ummayın. Muhafaza edilmiş az sayıda tarihi yapı var. Eski Rum evleri ise pansiyon, butik otel haline gelmiş durumda. Türk mahallesinde ise, bu durum değişiyor. Daha düzensiz bir yerleşim şekli var, ahşap evler bakıma muhtaç. Çoğu yazlık ev olarak kullanılmasına karşın, çok pahalı değil. Kiralar aşağı yukarı 500-1000 TL arasında. Ama boş ev bulmak neredeyse imkansız, haberiniz olsun.

Adanın tanıtımına en büyük katkıyı yapan, kendine özgü kargaları. Bildiğimiz siyah renkli kargalara çok benzeseler de bunlar, gördüğümüz en küçük ve en tiz sesli tür; ayrıca beyaz gözleri korkutucu geldi bana. Sevimli olduklarını söyleyemeyeceğim ama ada halkı bu kargaları seviyor ve sahipleniyor. O kadar ki, kargalar kafelerde masanıza konabiliyor, beslenebiliyor, yani evcil denebilecek kadar sıcakkanlılar 🙂 Hatta adada üretilen bir şarap bu kargalardan adını almış.

Adaya karşıdan baktığınızda, adanın kuzeydoğu ucunda yükselen görkemli kalesi ile göz göze geliyorsunuz. Ada küçük ama kalesi epey büyük. Neden bu kadar büyük derseniz, ada, en eski çağlardan beri sürekli istilaya açık, ticaret yolları üzerinde olduğu için de sürekli işgal edilmeye çalışılmış. Ada, boğazlara girişte kilit bir noktada. Ana karaya yakın ve hakimiyeti kolay bir konumda olması nedeniyle de çeşitli milletlerin saldırılarına ve ele geçirme çabalarına maruz kalmış. Tarih boyunca pek çok milleti ağırlamış olan ada, Bizanstan, Osmanlı’ya; Venediklilerden Cenevizlilere kadar çok el değiştirmiş. Bu da adayı daha renkli bir kültür mozaiğine kavuşturmuş. Kale masallardaki gibi çevresi hendekle, sularla çevrili ve asma köprülü bir kale iken şimdi hendek yok ve kapı sabit hale getirilmiş. Eskiden kale içi yerleşim yeri olarak kullanılıyormuş. Türkler tarafından kullanılan kale içinde iki tane cami bile varmış; ama şuan kullanılmıyor ve bomboş. Sadece konser ve festival organizasyonları için kullanılan Bozcaada Kalesi adanın tarih ve kültür hazinelerine de ev sahipliği yapıyor. Kazılarda çıkarılmış tarihi eser ve anforalar kale içinde bir odada sergileniyor. Kale bahçesinde de tarihi mezar taşları görmek mümkün.

bozcaada, ayazma manastiri, bahcesi

Adanın ikinci sıradaki güzelliği, güneyinde bulunan Ayazma. Sözlük anlamı kutsal su olan bu bölgede, çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı var. Bu manastır, Rum azize Aya Paraskevi adına yapılmış ve onun adını taşıyor. Ortodoks cemaatin sahibi olduğu bu manastır, asıl faaliyetine devam etmiyor olsa da hala kullanılıyor. Manastırın çevresindeki ormanlık alan, yıllanmış çınar ağaçları, gürül gürül akan çeşme, piknik keyfi için birebir. Yaz sıcaklarını burada serinleten ada halkı için, Ayazma çok değerli. Dünya üzerindeki tüm tarihi çeşmelerin olduğu gibi buradaki çeşmenin de kendine has efsanesi var. Bu çeşmeden bir kez su içenin artık adalı olacağı, adadan vazgeçemeyeceği, tekrar tekrar adaya döneceği rivayet ediliyor.. Adada kutlanan özel günlerden biri, 26 Temmuz’da kutlanan Rumların Aya Paraskevi günü. Bu günde manastır ibadete açılıyor. Halk arasında Ayazma Panayırı olarak adlandırılan bu günde, halk Ayazma’da toplanıp eğleniyor. Sadece bu kadar da değil, turizmin olduğu her yerde olduğu gibi, manastırın da alt kısmında yer alan mağara, dilek dileyenlerin ve adak adayanların durağı haline gelmiş. Taşlardan ve çalı çırpıdan ne istiyorsan onu tasvir eden bir şekil yapıyorsun ve olacağına inanıyorsun hepsi bu 🙂

Bozcaada’nın ev yapımı şaraplarını, oraya gidip de denemeyen yoktur herhalde. Adeta şarap yapmakta çığır açmış olan bu eşsiz adada, büyük şarap fabrikaları bulunuyor. Tahminen Rum kültürünün etkisiyle gelişmiş olan şarapçılık, ada halkının da önemli gelir kaynaklarından. En eski 3 şarap üreticisinin fabrikaları ada merkezinde. Akla gelen en önemli isimler Talay, Corvus ve Amadeus. Hatta bu eski şarap fabrikaları, yaz aylarında yerli ve yabancı turistler için tur bile düzenliyor. Şarapseverlere duyurulur.

Dört yanı denizlerle çevrili bir kara parçası olan adanın tanımını yaşamak istiyorsanız 192 mt. yüksekliğe sahip Göztepe’ye çıkmalısınız. Kendinizi sonsuz maviliklerin kucağında özgür hissedebileceğiniz enfes yerlerden biri burası. Adaya tepeden kuş bakışı bakmayı sağlayan tepe, ada doğasını ayaklarınızın altına seriyor. Açık havada çıplak gözle Gökçeada ve onun arkasında yükselen Semadirek Adası, Çanakkale Boğazı ve Midilli Adası da rahatlıkla seçiliyor. Tepeye yürüyerek veya arabayla çıkmak mümkün. Ama yol çok dik ve dar. Bu nedenle araçla tepeye çıkmak stresli bir deneyim olabilir. Bence adaya gelip huzuru bulmuşken gerilmeyin; temiz havanın, doğal güzelliklerin keyfini çıkarmak adına yürüyün. Göztepe’ye merkezden yürüyerek yarım saatte ulaşmak mümkün, çok yakın yani. Zamanınız varsa mutlaka Göztepe’ye çıkın, bir şişe ada şarabı eşliğinde gün batımını bu noktadan izleyin. Tabi kalın bir şeyler yanınıza almayı unutmayın, burası ada merkezine kıyasla daha serin ve rüzgarlı.

Bozcaada Müzesi, müze gezmeyi sevenler için keyifli bir yer. Özenle hazırlanmış stantlar, görselliğe verilen önemi vurguluyor. Sürekli kazıların yapıldığı adada çıkarılan eserler her geçen gün müzeyi daha zengin hale getiriyor. Müze içinde ayrıca müzeye gelir sağlamayı amaçlayan bir mağaza da var. Buradan adayı konu edinmiş kitaplar, tanıtıcı kataloglar, ada kartpostalları, antik dönemlere ait Tenedos sikkelerinden yapılmış kolye, küpe, yüzük, seramik kupalar gibi hediyelik eşyalar alabilirsiniz. Bozcaada Müzesi, 2013 yılında “Yunan kültürünü, Yunanistan’ın dışında da en iyi şekilde tanıtarak, iki halk arasında barış kültürünün yayılmasını sağladığı” gerekçesiyle UNESCO’dan ödül aldı.

Bozcaada’da özellikle yapılması gereken, tavsiye edebileceklerimi şöyle sıralamam mümkün: Adayı öncelikle yaya olarak gezebildiğiniz kadar gezin. Tüm ara sokakları ayrı güzel ve fotoğraflara konu edilecek cazibede. Sonra Ayazma’ya gidin. Asırlık çınar ağaçlarının altında sessizliği dinleyin. Doğanın sesi ruhunuzu sakinleştirip, iyileştirecektir. Gün batımını izlemek için Göztepe’ye çıkın. Dolunaylı bir gecede göreceğiniz manzara sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Adanın merkezinde bulunan meyhanelerden birinde Rum ezgileri eşliğinde, ege mezelerinin ve ada şaraplarının keyfini çıkarın. Deniz mahsullerini eşsiz lezzetlere dönüştüren ada mutfağını mutlaka tadın. Mekan ismi vermeye gerek görmedim. Zira adada kaldığım her gün başka bir mekanı denedim ve her biri çok başarılıydı. Dalışa meraklı iseniz mutlaka Batı Burnu’na uğrayın. Bu kıyılarda denizaltının zenginlikleri sizi hayrete düşürecek. Denize girmek ve doyasıya yüzmek isterseniz, Çayır Koyu ve Tuzburnu’nu öneririm. Adanın tümünde su temiz ve berrak olmakla birlikte, buralarda dalga dahi yok, yüzmek için fazlasıyla ideal. Ayrıca Çayır Koyu’nda kitesurf dersleri de veriliyor. Adanın yazın canlanan sosyal ortamları bunlarla da sınırlı değil; okulların kapalı olduğu yaz aylarında ilkokulun bahçesinde kitap tezgahları yerini alıyor. Gönlünüzce gezip, istediğiniz her tür kitaba ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca cam işleme kursu da adada kalırken öğrenmek isteyebileceğiniz bir zanaat. Eğlenirken öğrenmeyi sevenler için şiddetle tavsiye edilir. Adada boş zamanlarınızı geçirmek için kafeler, hediyelik eşya dükkanları, el yapımı takıcılar arıyorsanız Çamlaraltı meydanına gidin, aradığınız her şeyi bulacaksınız.

Bozcaada genelde yaz tatili için tercih edilmesine rağmen deniz mevsimi dışında da ziyaret edilebilecek bir yer. Şarap ve yemek kültürü, doğası ve iklimi onu her mevsim çekici kılıyor. Ege’nin sıcak, samimi ve doğal halini yaşayabileceğiniz enfes bir yer Bozcaada. Görülmeyi, yaşanmayı ve unutulmamayı fazlasıyla hak ediyor…

Related Posts

Veli Dede / Bozcaada