İspanya’nın Ulusal Anıtı: Toledo

Bir şehir hayal edin, içinde hem Hristiyan hem Yahudi hem de Müslüman kültür ve mimarisini sentezlemiş. Bir şehir hayal edin, yüzyıllar boyu bu üç önemli kültür tarafından kıyasıya savaşlarla ele geçirilmeye çalışılmış. Bir şehir hayal edin, dağlar arasına gizlenmiş, bir nehir ile parçalara ayrılmış gizli bir efsane. Bu özelliklere sahip dünya üzerindeki ender noktalardan biri, Toledo…

İspanya’nın tam ortasında, dağlık bir bölgede kurulmuş, Tajo nehrinin çevreleyerek ana karadan ayırdığı, parçalara böldüğü bir kent burası. Ünlü masal kahramanı Don Kişot ve uşağı Sanço’nun memleketi  olarak da bilinir. Madrid’e 80 km uzaklıkta bulunan Toledo, uzun yıllar İspanya İmparatorluğu’na da başkentlik yapmış. Kentin önemi hem tarihi dokusundan hem de doğal konumu gereği birbirinden farklı 3 kültüre ev sahipliği yapmış olmasından kaynaklanmış. Şehri gezerken dikkati çeken en önemli özellik, hem kiliselerin hem sinagogların hem de camilerin bulunduğu kültür mozaiği. Asırlar boyu pek çok farklı renge bürünmüş bir gök kuşağı Toledo.

ispanya-toledo-katedrali-heykel

Biz Toledo’ya Madrid’ten hareket eden bir otobüs ile gelmeyi tercih ettik. Yaklaşık 2,5-3 saat süren bir yolculuktan sonra Toledo şehrinin girişine ulaştık. Ama bu giriş bildiğiniz gibi değil. Toledo tepe üzerine kurulu, yükselen, engebeli bir şehir. Adeta zirveye tırmanır gibi ulaşıyorsunuz şehre. Otobüsten indiğimiz yerin karşısında şehre girmeyi sağlayan merdivenler başlıyor. O kadar uzun ve dik merdivenler ki bunlar iyi ki yürüyenini yapmışlar dedirtiyor. Yürüyen merdivenle bile 15 dk. da ancak çıkabiliyorsunuz  şehre. O kadar zorlu ve kıymetli yani 🙂

Toledo’nun girişine ulaştıktan sonra başladık ara sokaklardan yürümeye. Burada hangi sokağa girerseniz girin, sonu Zocodovar Meydanı’na çıkıyor. Şehrin en orta noktası burası; ama bu merkezi de aklınızda devasa bir yermiş gibi canlandırmayın. Geniş bir meydan  olmasına karşın, ufak tefek dükkanlar, Mc Donalds ve birkaç pastaneden başka bir de banklarına oturup etrafı seyredebileceğiniz küçük bir parkı var. Genel olarak sakin küçük bir şehir edasında olan Toledo, aslında, başkent Madrid’e taşınmadan evvel, İspanyol ticaret ve kültür hayatının merkezini oluşturuyormuş. Başkentin değişmesiyle ticaret bitmiş ve sürekli göç vererek eski ihtişamını kaybetmiş. Şimdi İspanya’da Hristiyanlığın merkezi olarak kabul edilen Büyük Toledo Katedrali ve turizm potansiyelinden başka bir gelir kaynağı kalmamış.

ispanya-toledo-zocodover-meydani

Ara sokaklarda yaptığımız uzun yürüyüşten sonra soluklanmak için oturduğumuz pastanede tavsiye üzerine Mazapan adı verilen badem ezmeli turtalardan yedik. Kahveyle oldukça iyi gittiğini söyleyebilirim; ama tek bir turtanın fiyatının 8 Euro olması Toledo’da yaşadığımız ilk şok oldu. Uzun yıllar boyu savaşlarla, ayaklanmalar ve iç karışıklıklarla örselenen kentte, araplardan yadigar kalan bir özellik. Arap kökenli aşçılar tarafından ilk kez yapılmış ve halka dağıtılmış olan bu turtalar, Toledo’nun da simgesi.

Turtalarımızı yeyip, dinlendikten sonra  yine yola koyulduk. Bu defa Büyük Toledo Katedrali’ni aramaya başladık. Aslında şehrin pek çok noktasından kubbeleri rahatça görülebildiğinden bulmamız çok da zor olmadı. Tahminimce Avrupa’nın en büyük ve en ihtişamlı birkaç katedralinden biri olmalı. Girişi 10 Euro, ödedik ve girdik. Burası oldukça faal ve capcanlı. Biz içini gezerken dahi ayinler vardı. Duvarları, tavanları alabildiğine heykeller ve ince ince işlemelerle dolu tam anlamıyla bir sanat şaheseri. Gotik tarzdaki mimarisi, içinde muhafaza ettiği müzesi ve hazine odasıyla gezilmesi görülmesi gereken bir katedral. İspanyolların Amerikayı keşfinden sonra, memleketlerine taşıdıkları altın ve değerli madenleri değerlendirdikleri birkaç katedralden birisi Toledo Katedrali. Baş piskoposun odasının arka tarafında yer alan İsa’nın hayatını anlatan figürlerle dolu devasa duvar; yine özel kutlama ve ayinlerin yapıldığı büyük salonda gözleri kamaştıran, altından yapılmış devasa mihrap ve en önemlisi de yine altından ve değerli taşlardan yapılmış kral tahtlarını, taçlarını, kılıç ve kalkanlarını muhafaza eden hazine odasını görünce bu katedralin neden bu kadar önemli olduğunu anlıyorsunuz. Bu kadarla da kalmayan katedralin içinde, İspanya’nın en önemli ressamlarından El Greco, Goya, Rubens ve Tiziano başta olmak üzere pek çok ressamın değerli eserinin sergilendiği müze de bulunuyor. Yaklaşık üç saat sıkılmadan gezdik ve itiraf etmeliyim çok etkilendim.

ispanya-toledo-katedrali

Katedralden çıktıktan ve güneş yüzü gördükten sonra, şehirde tur atmaya devam ettik.Ara sokaklarda bir sürü küçük dükkan var ve bunlarda ufak tefek hediyelikler bulmak mümkün.Genel olarak pahalı bir şehir olduğunu fark ettiğim Toledo’nun simgesi, ipekli şalları ve çelikten yapılmış, sapları altın işlemeli kılıçları. Biz de geleneğe uyduk ve bir adet minyatür kılıç ile ipekli bir şal aldık. Toledo’nun ekonomisini ayakta tutan en önemli sanayi faaliyeti de işte bu kılıçlar. Toledo’da İspanya’nın en büyük silah fabrikası olduğunu öğrenmemiz üzerine, bu fabrikada yapılmış çelik kılıçların sergilendiği, özel bir teşhir ve satış mağazasına gittik. Her boyda, çeşit çeşit, ama birbirinden güzel pek çok kılıç gördük. Sadece kılıçlar da değil, orta çağ şövalye zırhları da dikkatimizden kaçmadı. Bu mağazayı da gezmenizi öneririm. Ayrıca bu fabrikada üretilen kılıçlar Hollywood’da da gösterimde. Size tavsiyem, çok pahalı olmasına karşın, alacağınız minyatür kılıcın çok kısa zamanda kararıp bozulmaması adına, üzerinde Toledo yazan, İspanyol yapımı hediyeliklerden tercih edin.

Şehri gezerken, evvelce duyduğum ve merak ettiğim Babu’l Merdum Camii’ni de görmek istedim. Emevilerin hükümdarlığı döneminde yapılmış üç camiden ayakta kalan tek örnek bu cami. Şehrin uzak bir köşesinde, uzun bir yokuşu tırmanarak ulaştığımız cami, oldukça iyi durumda. Girişine para ödemeden girdik; ama içinde, çok da görülesi sanat eseri bir mimari bulamadık. Oldukça sade bir yapısı var. Şehrin tarihindeki kültür çeşitliliğini göstermek için ayakta tutulmuş belli ki.

ispanya-toledo-babul-merdum-camii

Ara sokaklarda dolaşırken pek çok ufak tefek kilise ile karşılaşabilirsiniz. Bunlarda özellikle görülmeye değer bir şey yok; ama halkın Hristiyanlığa olan bağlılığını gösterecek kadar çoklar. Şehirde bir dönem yerleşip, sonrasında Kraliçe İsabel’in yurt vaadiyle doğuya sürdüğü Yahudilere ait Santa Maria la Blanca ve El Transito Sinagogları da mevcut; bu yapılar İspanyol ve İslam mimarisinin sentezlendiği yapılar ve oldukça iyi korunmuşlar. Şehirde yer alan en önemli eserlerden biri de San Juan de los Reyes Manastırı. Bu manastırın dış yüzünden sarkan zincirler oldukça dikkat çekici. Bu zincirler, Kraliçe İsabel tarafından yaptırılmış. Kral Fernando’nun Endülüste fethettiği yerlerde serbest bıraktığı Hristiyan esirlerin zincirlerini simgeliyormuş.

ispanya-toledo-san-juan-de-los-reyes-manastiri

Toledo’nun tarihi o kadar eskiye dayanıyor ki, antik çağdan bile eserler bulmak mümkün. Tarihin her çağını  barındıran bu büyülü kent, yaşayan bir tarih gibi. Toledo’nun antik dönemini simgeleyen Bisagra Kapısı, şehrin girişinde tüm ihtişamıyla duruyor.

ispanya-toledo-bisagra-kapisi

Şehrin yine en önemli simgelerinden ikisi Müslümanlar tarafından yapılmış olan Alcantara Köprüsü ve Hristiyanlar tarafından yapılmış San Martin Köprüsü. Bu iki köprü, Tajo Nehrinin karadan ayırdığı adeta adayı andıran şehri, ana karaya bağlayan iki önemli yapı. Kuzeydoğudan Alcantara Köprüsünden başladıysanız yola, kuzeybatıda San Martin’den çıkarsınız. Her iki köprü de şehri en güzel manzaralarıyla gören önemli noktalarda. Burada durup şehrin değişik açılardan fotoğraflarını çekebilirsiniz. Şehri eski ve yeni Toledo olarak ikiye ayıran bu köprülerin ortasında bulunan San Servando Şatosu, ortaçağ Toledo’sunu simgeleyen ihtişamlı ve devasa bir yapı. Bu şatonun bulunduğu adacık, eski Toledo olarak anılıyor. Turistik öneme sahip olan da burası. Tajo Nehri’nin dışında kalan modern Toledo ise, küçük ama her geçen gün gelişen bir yapıya sahip.

ispanya-toledo-servando-satosu

Madrid’e yakınlığı sebebiyle, konaklamayı düşünmediğimiz Toledo’da, sizin için ufak bir araştırma yapmadan geçmedim. Eski Tolado’da yani şehrin merkezinde, özellikle de Toledo Katedrali’nin çevresinde, tarihi evlerin ve yapıların kullanıldığı birçok butik otel, konuk evi ve apartlar bulunuyor. Bu otellerin ortalama gecelik fiyatı 70-100 euro arasında değişiyor. Ancak yeni Toledo’da da konaklayabileceğiniz hosteller ve oteller mevcut. Şehre uzak olduğunu düşünüyorsanız, bunda yanıldığınızı hemen belirteyim. Toledo oldukça küçük bir şehir, dolayısıyla her yerine yürüyerek ulaşmak çok da zor değil. Yeterki yürümeyi sevin 🙂 Yeni Toledo’daki hostellerin fiyatları 15-30 euro arasında değişiyor. Oteller de merkezdekinden oldukça uygun denilebilir.

Toledo’da gastronomik olarak önerebileceğim üç şey, mazapan, keklik güveci ve şarapla sotelenmiş kuzu eti denenebilir. Mazapanı ayrıca metal kutularda da hediyelik olarak alıp, evinize götürebilirsiniz. Eğer Toledo’da enfes bir yemek yemek ve bahsettiğim keklik güvecini doğru yerde tatmak isterseniz yeni Toledo’da şehrin biraz dışında geniş bir kompleksi olan Tobiko Restoran’ı önerebilirim. Mutfağı çok geniş ve gerçekten lezzetli. Ancak rezervasyonsuz yer bulmak bazen zor olabiliyormuş, bu da küçük bir tüyo. Fiyatları ise 30 eurodan başlayıp, zirveleri zorluyor. Keklik güveci ise 35 euro. Menü, fiyatlarda da çeşitlerde de iddialı, tavsiye ederim.

İspanya’nın tarihini anlayabileceğiniz, içinde barındırdığı eşsiz kültürel ahengi soluyabileceğiniz ve Dünya üzerinde, eski zamanlarda geçen bir film platosu gibi duran gerçek bir mekan Toledo. Yani, kısa bir yazıya sığmayacak kadar uzun bir hikaye…

Related Posts

Gülümseyen Barcelona