italya, verona

“Ah Romeo!! Neden Romeosun sen? İnkar et babanı,adını yada! Eğer yapamazsan yemin et sevdiğine. Ben vazgeçeyim Capulett olmaktan!”

Ölümsüz eserin bu satırları hangimizi gönülden yaralamamıştır ki. Romeo ve Juliet’in ölümsüz aşkı hangimizi özendirmemiş, hangimizi hüzünlendirmemiştir ki. İşte şimdi ölümsüz aşkın hala ayaktaki tek tanığı Verona’ya gidiyoruz.

Verona’yı anlatmaya başlamadan evvel Romeo ve Juliet’in hepimizce malum olsa da hikayesinin kısa bir özetini burada geçmek isterim dostlar.

Verona’nın sözü geçen iki ailesinden biri Montegue, diğeri ise Capulett ailesidir. Bu iki ailenin genç oğulları arasında çıkan büyük bir kavga şehirde düzeni bozar ve huzuru kaçırır. Şehrin hükümdarı ise bu iki aileye bundan sonra asla bir araya gelmemek konusunda söz verdirir. Bu andan sonra birbirine düşman olan bu iki aile arasında uzlaşma imkansızdır. Günlerden bir gün ,Capulett ailesi Verona’da büyük bir balo düzenler. Bu baloya platonik olarak aşık olduğu kızın da geleceğini haber alan Mantegue ailesinin genç oğlu Romeo, Rosaline adındaki bu genç kızı görmek için baloya gizlice gelir. Ancak balonun yapıldığı bahçeye girer girmez göz göze geldiği Juliet’e sırılsıklam aşık olur. Juliet de Romeo’ya tutulmuştur. Ancak düşman iki aileye mensup olmaları sebebiyle kavuşamamaktadırlar. Romeo ailesini hiçe saymaya hazırdır; ama Juliet için bu o kadar kolay değildir. Bu yüzden Juliet ailesine bir oyun oynamaya karar verir. Rahibin de yardımını alarak, bir zehir içer ve ailesini öldüğüne inandırmaya çalışır. Zehrin etkisinde olan Juliet’i tüm Verona ölü zanneder. Bu esnada ailesini ardında bırakıp Juliet’e koşan Romeo onun öldüğünü öğrenir ve yıkılır. Aşk acısına dayanamayan Romeo intihar eder ve ölür. Kendine geldiğinde Romeo’nun öldüğünü ve buna kendisinin neden olduğunu öğrenen Juliet de kendini öldürür.

Romeo ve Juliet’in aşkı, hem gerçek aşkın varlığına bizi ikna eder, hem de aşkın her şeyin üstündeki gücünü görmemizi ve kabullenmemizi sağlar. Onlar kavuşamamiş ama vazgeçmemişler… İşte bu ölümsüz aşkın yaşandığı Verona’dan bahsetmek istiyorum size. Küçük, güzel ve aşık Verona’dan…

Verona kuzeydoğu İtalya’nın turizm merkezidir. Şehir Alpler’den gelip, Garda gölünden geçen Adige nehrinin kavisi içine kurulmuştur. İtalya’nın iki büyük şehri olan Venedik ve Milano’nun tam ortasında yer alır. Mimarisi, tarihi dokusu ve kültürel altyapısı sayesinde yerli ve yabancı turistleri kendine çeker. Şehir, barındırdığı tarihi eserler nedeniyle Unesco dünya mirasları listesine dahil edilmiştir. Konya’mızın kardeş şehri olması biz Türkler için Verona’yı daha anlamlı kılmaktadır.

italya, Verona Arenası

Şehrin gezilip görülmesi gereken en önemli yerlerinin başında Verona Arenası geliyor. Dünya’nın üçüncü büyük anfi tiyatrosu olarak da bilinen bu arena, MÖ. 30’da tamamlanmış. Arenanın konumu tam şehrin merkezindedir. Depremler ve seller nedeniyle oldukça zarar görmüş olan dış duvarları, restore edilmiştir. Arena’da tiyatro ve opera gösterileri sergilenmekte; dünyaca ünlü starlar unutulmaz konserler vermektedir. italya, verona, Julietin evi

Verona’ ya geldiğinizde herkes gibi ilk aradığınız adres elbette Juliet’in evi olacaktır.Cappello caddesi 23 numarada bulunan Juliet’in evi, dünyanın her köşesinden gelen turistlerin akınına uğruyor. Ev, Shakespeare ‘nin eserinden de esinlenerek restore edilmiş, Juliet’in Romeo’ya seslendiği ünlü balkon bu restorasyon çalışmasıyla eklenmiştir. Balkonda resim çektirmek gerçekten çok keyifli; ama bu ev konusundaki en önemli efsane, avluda bulunan Juliet heykelinin sağ göğsüne dokunmak. Bunun sonsuz aşkı getireceği rivayet edilir. Bunun dışında, bahçedeki ağaca dileğini bağlayanlar, dileğini yazdığı küçük kağıtları evin duvarlarındaki taşların arasına sıkıştıranlar ya da duvarın üzerine yapıştıranlar, yanlarında getirdikleri asla kilitleri demirlere asanlar da var tabi, işe yaradığını iddia edenler de. Verona’da Juliet’in evindeyseniz, bence şansınızı deneyin neden olmasın. Romeo’nun evine gelince Arche Scaliger Caddesi numara 4’te bulunan bu ev, müze olarak kullanılıyor. Görünen o ki; insanlar kadınların aşkına ve sonsuz fedakarlıklarına daha çok ilgi gösteriyor. Romeo, aşkını ispatlamış; ama Juliet sembolleşmiş bu şehirde.italya, verona, Julietin heykeli

Şehrin merkezinde, arenayı geçince, ana meydana ulaşıyorsunuz.Yürüyerek gezilebilecek kadar küçük ve kolay bir şehir Verona. Ana meydan, belediye binasının önündeki yeşil alan oluyor. Meydanın karşısında birbiri yanında sıralanmış sekiz on tane kafe mevcut. Buralarda yemek yemek keyifli olabilir. Ama ben aldığım sandviçi yiyerek gezmeye devam etmeyi tercih ettim.

Gelelim Erbe Meydanı’na. Bu meydan, merkezden ara sokaklara saparak ulaşabileceğiniz kısa bir mesafede. Çevresinde alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar, seyyar satıcılar ve kafeler var, dolu dolu cıvıl cıvıl bir meydan. Bu meydanda, adını maalesef hatırlayamadığım bir dükkanda el işi yapan bir Türk kızı ile karşılaşmıştım. Dikiş makinesi ile kumaş üzerine adımı el yazısı ile işlemiş ve bana hediye etmişti. Erbe meydanına yolunuz düşerse dükkanın önünde dikiş makinesi başında oturan bir kız görürseniz merhaba deyin. 🙂

Şehrin en görkemli yapıları arasında dikkati çeken Castelvecchio, 14.yüzyılda  Adige nehri üzerine kırmızı tuğlalarla inşa edilmiş ve adı “eski kale” anlamına geliyor. Kalenin içinde şehir müzesi mevcut ve kalenin her yerini dolaşmak serbest. Şehrin güzel manzaralarını yakalayabileceğiniz surlarda mutlaka fotoğraf çekmenizi öneririm.italya, verona, Arco di Gavi

Şehir merkezinde görebileceğiniz tarihi yapılardan bir diğeri ise, Roma tiyatrosudur. Eskiden tiyatro gösterileri evlerde yapılırmış; zamanla ihtiyacı karşılamaması üzerine Veronalı zengin bir kişi 18.yüzyılda bu evleri satın almış ve tek bir tiyatro binası inşa ettirmiş. Arco di Gavi de şehir merkezinde önünden geçerken dikkatinizi çekecek bir yapı. Antik Roma zamanında önemli bir sülale olan Gavi sülalesi için yapılmış bir zafer takı. Üzerindeki katabede Gavi ailesinin kahramanlıklarından bahsediliyor. Napolyon’un Verona’yı işgali zamanında yıkılmış olan bu yapı sonradan tekrar restore edilmiştir. Porte di Pietra(Taş duvarlı köprü) de Romalılar döneminden kalan eşsiz güzellikteki şehrin simgelerindendir.

Şehrin merkezine yürüyüş mesafesindeki,nehir kıyısında bulunan Sen Zeno Maggiore Basilikası, Romenesk mimarisinin şehirdeki en etkileyici örneğidir.Mimari açıdan sanat eseri olan bu yapının bodrumunda Katolik azizlerin mezarları bulunmaktadır. Bu yapı, Dante’nin İlahi Komedya’sında da anılmaktadır. Santa Maria Antica Kilisesi ise yine Romenesk mimarisinin eşsiz bir örneğidir. Verona’nın ünlü ailelerinden Scaligeri ailesinin kilisesi olarak da bilinir. Porte Scaligero da yine aynı aile tarafından inşa edilmiş, Adige nehri üzerinde yapılmış, zamanının en uzun tuğla köprüsüdür.

Ortalama bir tam günde gezilebilecek kadar küçük bir şehir olmasına karşın Verona’da mutfak kültürü çok iddialı. Zincir restorantlardan butik pastanelere kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Özellikle şehrin ana meydanında yer alan tratoria olarak adlandırılan gel-al servisli kafe ve restoranlar enfes lezzetler barındırıyor. Ama siz güzel bir İtalyan restoranında oturup iyi bir yemek yemek istiyorum diyorsanız benim size önerim La Griglia adında bir restoran. La Griglia, ana meydanın solunda kalan arenanın arkasında bulunan geniş bir sokakta yer alıyor, bulması çok kolay. Yerel ama elit bir yapısı var. Rezervasyon gerekiyormuş; ama biz gün ortası gittiğimizde kolayca yer bulabilmiştik. Bu restorantta özellikle denemenizi tavsiye ettiğim yemek ise yer mantarı sosunda pişirilmiş biftek -tabi bunun İtalyanca bir adı var ama bu konu bende muğlak 🙂 – Garsonlar son derece profesyonel ve İngilizceleri harika. O yüzden tavsiye ettiğim yemeği tarif ederseniz size gülümseyerek yardımcı olacaklardır. Restoranın şarap menüsü de muhteşem; fiyatlarına bakarak seçmeniz daha uygun ise de garsonların önerilerini yabana atmayın derim. Tatlılara gelince; oldukça geniş bir menü. Ama ben size giocci adında profiterole benzeyen içi kremalı, dışı hamurdan, üstü ise meyve soslu hafif bir tatlı öneririm. Bu tatlıdan Roma’da da denemiştim ama La Griglia’da ki daha başarılı bence. Yemekleri muhteşem olmakla birlikte fiyatların yemek kalitesiyle kıyaslanınca makul geldiğini söyleyebilirim. Ana yemek, şarap ve tatlıdan oluşan bir yemek menüsü için kişi başı 50-55 Euro hesap gelmesi bizi şaşırttı doğrusu.italya, verona, Garda Gölü

Verona’ya geldiniz, şehri gezdiniz, yemek yediniz daha ne yapılabilir diye soruyorsanız görmeniz gereken bir yer daha var: Garda Gölü. Verona’ya yarım saat mesafede olan göl, İtalya’nın en büyük gölü. Göl kıyısındaki Sirmione adında küçük bir sayfiye kasabası bulunuyor. Yazın iğneyi atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık olan bu kasaba, zengin tatilcilerin gözdesi. Kasabanın sahil şeridinde bulunan Scaligero Kalesi adeta film seti gibi; zincirlerle açılıp kapanan kapısı bile mevcut. Kale, pazar günleri hariç her gün ziyarete açık, içinde görülecek enteresan bir şey olmasa da surlardan izleyebileceğiniz Garda Gölü manzarası muhteşem.

Sirmione, sadece yaz aylarında değil, kış aylarında da oldukça popüler bir tatil merkezi. Bunun nedeni ise aynı zamanda termal suları ile ünlü bir yer olması; yani kaplıca turizmi de yapılıyor. Daracık sokakları, çiçeklerle süslü balkonları, tertemiz havası ile Sirmione gerçekten çok güzel ve görülmeye değer bence. Sirmione’den ayrılmadan dikkatimi çeken bir şey oldu. Manav tezgahında ortalama hindistan cevizi büyüklüğünde limonlar gördüm ve çok şaşırdım. Bu limon türü İtalya’ya özgüymüş, çok sulu, kabuğu ise çok kalın ve tatlı. İtalyanların ünlü limonçellosu işte bu limonlardan yapılırmış. Ben de Sirmione’den ayrılmadan yanıma bir şişe limonçello ve Garda limonlarından aldım.

Verona’ya yaptığım seyahat de gösteriyor ki; İtalya’nın her köşesi başka bir güzelliği gözler önüne seriyor. Gezdikleriniz, gördükleriniz ise yaşama anlam katıp bizleri mutlu ediyor. Mutlulukla kalın.

Related Posts

Aşk Çeşmesi Efsanesi